Kısaca kendimi tanıtmak istersem:
İktisat fakültesi mezunu olup Ardahan / Türkiyeliyim. Şiirlerim; Gösteri Sanat Edebiyat, Deliler Teknesi, Patika, Tolerans Kültür Sanat Edebiyat ve İdarecinin Sesi dergilerinde yayımlandı.
İlk şiir kitabım EKMEK TADINDA 2012 yılında Gelişim Sanat,
İkinci şiir kitabım TUTUŞACAK KAR 2019 yılında Favori yayınlarınca,
Üçüncü şiir kitabım YÜREĞİ AVUCUNDA ise Kanguru Yayınlarınca yayımlandı. Ankara’da yaşıyorum.
Şiirlerimde; sevgi, barış, aşk, dostluk, erdem ve hayata dair her şey var. Yurduma olan vefa borcumu ödeme kaygısıyla yazıyorum.
AŞAĞIDA SIRALADIĞIM ŞİİRLERİMDEN
UYGUN GÖRDÜKLERİNİZİ YAYIMLARSANIZ SEVİNİRİM.
Selamlar Saygılar.
kâğıda düşerken
şiir
anadilden sağılmış
kendiliğinden akan sudur
kâğıda düşerken
yanakları kızaran genç kız
askere uğurlanan oğuldur…
şiir
koparılan gülün gözyaşı
sessiz çığlığıdır kuşların
ve yârin yüreğinin
ağrıyan yerine
usulca bir dokunuştur…
yerine yakışan
masamda
Neruda’nın
yarım kalmış şiirleri
kan kırmızı karanfiller
ve Süreyya Berfe…
…acıları sevinçleri
coşkuları da dahil
yoksul mahallesine İstanbul’un
uyruğu belirsizler değil
en çok da
karanfil satan
Romen kızlar yakışıyor…
tutuşacak kar
asmalara su yürüdü de
içimde emekleyen dizenin
peşinden gidemedim…
bu aralar
ele verilmiş adreste
meyveleri silkelenmiş
dal kadar yalnız
göğünde uçamayan
kanadı kırık günlerdeyim…
sesim
sesine değmeyeli
yıllar oldu…
…ve öylesine doluyum ki
hani bir türkü söylesem
uçuşacak kuşlar
tutuşacak kar…
yaz günü üşüyorum
yüreğimde
kanat vuran kırlangıç
suda unutmuş gölgesini
yakamda bir dal yasemin…
yazarsam
sözcüklerim tutuşur
yangın çıkarır dize…
yaz günü
üşüyorum yalnızlıktan
sözcüklerim lâl…
cebimde
adını bilmediğim kuşlar
dudaklarımı ısırmaktan
kan revanım
anlamıyor kimseler…
yıl dokuz yüz seksen
…yıl dokuzyüz seksen
anamın ölümüne dört yıl var
ben yaşımda babam…
Ankara’ya göç etmişiz
sakal tıraşını bile bilmiyorum
güvercinlerimi yemiş kediler…
pencereler mermi
duvarlar
boydan boya slogan
ağabeyim gözaltında
muhaciriz…
cemseler
adam topluyor
mektup adreslerinden…
…kahrolsun kuru fasulye
yaşasın yeşil soğan…
kütüğü asmanın
bakmayın
balkon çiçeklerinin gülüşüne
hayat acımasızdır
güneşte susuz sahipsiz
kendiliğinden açan
hatmilere sorun yalnızlığı…
zemheriye
zerdali çekirdeği kadar
direnemeyenler
çiçeğe durmuş zerdaliyi
kökünden söküyor ya
iflah olmasınlar…
…göyermiş ekin tarlasında
başı eğilen başağı
usulca öpüyorum denesinden…
…bakmayın sessiz kaldığına
hepimizden daha çok şey biliyordur
kütüğü asmanın…
gurbette
“allı turnam
bizim ele varırsan…”
gurbette rakı tadında bir akşam
usul usul çiseliyor karanlık
hüzün
yâr gibi sarıyor bedenimi
yalnızlık dayanılır gibi değil…
gecenin bir vakti
böyle mahzun kederli
ayrılığa dair bir şeyler
yazmak bile yetmiyor.
türküler
türküler söyledim sana
biliyor musun…
sesim,
boşluğa atılan bir mermi gibi
koptu yüreğimden.
selamım ve sitemim
bir turnanın kanadında yoldadır
“ ah gülüm gülüm
kırıldı kolum
tutmuyor elim
turnalar hey! ”
umur
hayat
kış ortası yeşeren dal
ölüm bir tutam patiska
kendimi tutamadığım günlerdeyim…
martıların denize değen sesine
düşeceğimi bile bile
umuda dair
ekmek ufalıyorum kuşlara…
…sırf bu yüzden
nicedir kör bir namlu
kurşunlar kuşanmış
beni yokluyor
başım gözüm üstüne…
…güvertemde
benden habersiz
kuluçkaya yatmış martı
yavrusunu ölü doğurmuş kedim
umurunda değil kimse kimsenin
kendimi tutamadığım günlerdeyim…
ah gençliğim
ah gençliğim
biz hep
marazlı aşklara yenik düştük
yağmurlu akşamlarda kaldı
pembe düşlerimiz
yüreğimizde çırpınan kuşları
taşladılar da
ses etmedik
gömdük zamana yaramızı…
eskidi yıllar
biz de eskidik
döküldük sokaklara
yapraklar gibi
karanfillerle uğurladık gidenleri
acımızı bölmeye
gücümüz yetmedi
sustuk
sadece sustuk
kelimelerle kanattık şiirleri…
düşler
yağmur döşeli evlerde
hasır dokurdu kızlar
allı morlu şalvarlı
kirmanına vurgun kaynanalar
gelin arardı oğullarına
alacalı kuşlar uçardı alçak damlarda
yaşlı köyün minaresi yıkıldı yıkılacak
bir o yana bir bu yana…
kızaklı atlar geçerdi
köy yollarından
yaraları kanamasın diye
ispirto hemşireye hasta taşırdı
çarşılarda
kurutulmuş baharat
portakal renginde mısır
ve gaz yağı satılırdı
okusun diye çocuklar
okullara yazılır
hasat zamanı alınırdı
Ağır tahta bavullarıyla
yatılı öğrenciler
köylerine gitmek için
arabacılara yalvarırdı…
artık
ne bir anısı kaldı memleketimin
ne de insanları
yağmur döşeli evler bile
düş oldu…















